Shirine

22, Nisan, 2007

iyi ki varsın İyi ki yoksun..

Kategori: ask üzerine.. — by shirine @ 8:59 pm

“Bir gün bekle…’’Öyle demişti giderken sessizce. Geleceğim demişti en iyi gülümseyen haliyle.Küçük kız kocaman gözlerini açmış arkasından bakakalmıştı; içinde dayanılmaz burukluğu ile hayatın, elleri anlamsızlaşmıştı. Ardından baktığı,bir nokta olana dek izlediği otomobilin kırmızı lambası idi. Ve işte ilk damla düştü.Islak ve boş eller ne işe yarar diye düşündü,silmedi ikinciyi,üçüncüyü…Her lanet sabahta uyanınca,gözlerini açınca,görmek istemediklerinin sağanak yağmurlarıyla ıslanmaktan bıkmadı,bıkmazdı.Hemen çıksan odana,bıraksan her şeyi , kaybolsan, gerçeklerin karbon kağıtlarında saklansan ve acısan kendine sessizce ,kaybolan kırmızı lambası ile otomobilin görünmezliğinde, birden güzel güzleri hatırladı,o güzel gözleri ile masum, çelişkili hatta çok eski : ’’İyi ki varım iyi ki varsın gitme’’.Gölgesi yok oldu küçük kızın birdenbire.Hep aynı güvensizlik,yoktan varolan dirençsiz kuşku ve sokaktan geçen yaşlı adamın meraklı bakışları ile hayatının eskimiş fotokopileri ,benzersiz olmayan varyasyonların çözümsüz problemleri ,uzun gecelerin permütasyonları ve nemli mendillerde biriken kombinasyonları ile neticesi bilinen zamanın bittiği yerde bir küçücük kız.Arkasından baktığı uzaklaştıkça çıplaklığı ile üşüdüğü,bir de sokaktan geçen yaşlı amcanın ilgiye dair bakışları – solmuş çiçeklerin manasızlığı,hepsini ama hepsini içine gömdü.Kimse duymaz nasılsa diye düşündü:Belki yanından geçen günahkar bir esinti,uzakta bildiği kalbine kalbini gönderir,her gittiği yere onu da götürür,işitirdi.Sevginiz kısıtlandı ve sen öylece kalakaldın küçük kız.Oysa seni öptüğünde git istediğin yere,sevgin benim içimde demiştin. Otomobillerin geceyi aydınlatan kırmızı lambaları,gölgesiz küçük kızların beklediği gecesi olmayan gün,yaşanmamış henüz ve her yer hüzün….

Eksik yaşamLar

Kategori: ask üzerine.. — by shirine @ 8:54 pm

Hiç aşık olamayanlar aşık olabilenlere göre bir çok şeyi eksik yaşarlar. Ama bence en dokunaklısı , hayatı algılama biçiminin değişebileceği gerçeğini fark etmeden yaşayıp gitmeleridir. Öncelikler sıralamasının alt üst olabileceğini hiç bilememek bir eksikliktir. Dehşetli bir korkuyu ve dehşetli bir korkusuzluğu yan yana hiç yaşamamış olmak da öyledir ama , ölümün bile korkutucu olmayabileceği gerçeğini farkına varamamak, asıl o , epeyce yoksullaştırır hayatı… Aslında aşık olamayanların “eksik yaşama ” listesi hayli zengindir ama benim en fazla ilgimi çeken, “bekleme”nin onların hayatında bütünüyle farklı bir anlam taşımasıdır. Hiç aşık olmamış biri, “beklemek” nedir bilmez çünkü ! Kaygı içinde beklemenin büyüsünü hiç tatmamıştır en küçük bir gecikmenin yaratabileceği iç fırtınaların gücünden habersizdir ve yaklaşmakta olan kederleri hissederek birgün ama büyülenmiş gibi kıpırdamadan beklememiştir hiç… Bütün ihtimalleri abartarak beklemenin yarattığı duygu karmaşasını da bilemez tabii… En sözüne sadık, en dakik aşığı bile beklerken nasıl endişe duyabileceğini, bekleyişin arkasındaki sonsuz haz ihtimalini, korkuların, umut ve umutsuzlukların saklı olmasının ne demek olduğunu hiç anlayamaz, aşık olmayanlar, ama aşık olanlar bekler… Ve beklerken oda beklemeyen insanları anlamaz hiç… Tıpkı beklemeyenleri onun gerginliğini anlamadıkları gibi aşık olan için beklemek onun gerçeğidir, bekleyişinin dışındaki herşey onun gerçeğiyle çelişir. Çevresi ile ilişkisi kesilir, sesler usulca uzaklaşmaya başlar, bekleyişi ile arasına girebilecek herşeyden kaçınır. Bekleyişinin tadını çıkarabilmek için dış dünya ile bütün ilişkisini koparır. Peki hangisi daha çekici gelir size? Bekleme böyle kaygılı ve ağır yaşansa bile, ardından, bütün düğümleri çözebilecek tutkulu bir beden tarafından kurtarılma ihtimalimi daha çekici, yoksa, hayatın bu cömert bağışını ret ederek aşksız ama kaygısız beklemesiz yaşamak mı ? Hiç aşık olmamak; hiç beklememek,hiç aşk acısı çekmemek demek. Atilla İLHAN ‘ın dediği gibi” İnsan sevdiğini bırakmaz ,sevmek bırakır insanı ” bazen !

Gitarcının Aşkı

Kategori: ask üzerine.. — by shirine @ 8:52 pm

Sabah erkenden gitarını alıp evden çıktı…posta kutusu boştu gene. Yoo, hayır. Beyaz birşeyler vardı. Kalbi hızla çarparken, kutuyu açıverdi.Elektrik faturası gelmişti…hem de herzamankinden “hoş” bir miktarda…Başka birşey olmadığını bildiği halde, gene kutunun içine bakti…Boş…Dışarısı, ne soğuk ne de sıcak…kapalı bir havaydı.Yağmur yağmaması için dua etti…şemsiye evde kalmıştı ne de olsa…Karşıya geçmek için trafik lambalarının yanında durdu…önünden son sürat geçen araba, bütün çamuru sıçrattı…en sevdiği siyah pardesüsü de batmıştı…karşıya geçti.Karnı açtı…Her pazar sabahı uğradığı cafe’ye gitti…”tadilat nedeniyle kapalıyız” yazısını okurken, gülümsedi…aklına mezar taşına yazılabilecek bir şey geldi “Tadilat nedeniyle oldu… açlıktan “… neyse dedi kendi kendine” o kadar da aç değildim”…sonra bi yerlerde yerim diye düşünerek yürümeye başladı. Derken yanından geçen bir grup çocuk, ona sertçe çarptı. Yere yığıldı. Karşısında, evin balkonunda oturan bir grup genç kız, gülüyorlardı…ona gülüyorlardı… Ayağa kalkarken, cebindeki bozuklukların düştüğünü farketti. Herbiri ayrı bir yöne yuvarlanıyor… çatlaklardan, deliklerden düşüp kayboluyordu.Parası da gitmişti.Bi gitarı, bi de canı vardı…Yemek yiyecek,eve gidecek parası kalmamıştı…yorgundu. Mektup yazmayan, arayıp sormayan, çok sevdiği o kızla bir zamanlar gittikleri parkı hatırladı…orada küçük çocuklar bileklik, kolye gibi hediyelik eşya satarlar…müzisyenler maharetlerini gösterir, para kazanır,kızlara hava atarlardı…Parktaki o eski nese kalmamıştı.Yolun kenarına geçti. Elindeki gitar çantasını yere koydu.Gitarını çıkarıp, o “en” hüzünlü besteyi çaldı…sonra, o kıza bestelediği parçayı…ve bir başkasını…ve bir başkasını…çaldı…çaldı. Kulağına gelen takırtı sesleriyle kafasını kaldırdı. Gitar çantasına para dolmaya başlamıştı. Sonra, neşeli bir parça çaldı…para geldikçe,şarkılar daha bir hareketli, daha bir neşeli oluyordu…Güneş batmaya başladı… İleride zabıtalar göründü…daha fazla kalamazdı orada.Gitarı çantaya koydu ve kalktı…eve gidecek, yemek yiyecek parası vardı… belki kirayı hala veremeyecekti, bu ay…ama, hiç değilse düşürdüğünü karşılıyordu bu miktar…

Derken yağmur başladı…Eve daha çok var, diye geçirdi içinden. Ne zordu hayat!Yağmur altında yürümeyi severdi…ama yalnızken değil.Yalnızken,daha bi ağır yağıyordu sanki yağmur…Daha bir soğuk… Eve vardığında, kuşu öterek karşılamadı onu…sessizlik dolu ev, o an ürpertti…kafesin yanına gittiğinde, minik kuşu kafesin tabanında yatıyordu hiç kıpırdamadan…öylece…”ölüm” dedi…”sürprizleri seviyor” Islak giysilerini çıkardı…kuş gibi o da ölecekti, bu sefil hayatta.

Gitar çantasını açtı, kalan bozuklukları almak için. Arada beyaz bir kağıt gördü…Açar açmaz, yazı tanıdık geldi…o beyaz ellerin yazdığı notu okurken, önce heyecanlandı, sonra üzüldü…Notta: Demek hala bizim parçamızı çalıyorsun…ve yine çok hüzünlü bir şekilde. Beraber aldığımız kuşları hatırlıyor musun? Bendeki bu sabah öldü…ayrılığa dayanamadı herhalde…ama, biz insaniz, dayanabiliriz degilmi? Yarın gidiyorum bu şehirden…kendine iyi bak…hoşçakal! Anladı o an, işlediği hatayı…ne kadar da bencil olmuştu bugüne kadar. O bu şehirdeydi…ve hiç aramamıştı…o arar diye. Şimdi aynı şehirde bile olmayacaklardı. Gün batışını aynı anda izleyemeyecek, aynı ortamda aynı havayı solumayacaklardı…ama, o da affetmezdi ki…yoksa eder miydi?Dal rüzgarı affeder, ama kırılmıştır bir kere, diye geçirdi içinden…Kapı çaldı…ne de çok istedi o an için, kapıdakinin o olmasını…Bu nedenle açmadı kapıyı…o umudu taşımak istedi hep içinde…sonra uykuya daldı…uyanmamak üzere

Gerçek ArkadaŞ

Kategori: DostLuk — by shirine @ 8:44 pm

Adamın biri, ıssız bir yolda dalgın dalgın giderken bir çukura yuvarlanmış.. Uğraşmış, uğraşmış çıkamayınca “İmdat” diye bağırmaya başlamış..

Bir doktor geçiyormuş çukurun yanından.. Sesleri duyunca, cebinden defterini çıkarmış. Bir reçete yazıp atmış aşağıya ve yürümüş gitmiş..

Adam çığlıklarına devam ederken bir rahip gelmiş çukurun başına.. Aşağıdaki adamı görmüş.. O da bir kağıt çıkarmış cebinden.. Bir dua yazmış, çukura atmış, yürümüş gitmiş sonra..

Derken bir arkadaşı görünmüş çukurun başında..

“Hey Joe!..” diye bağırmış, çukurun içindeki.. “Benim ben.. Dışarı çıkmama yardım eder misin?..”

Arkadaşı hemen çukura atlamış..

“Sen deli misin” diye çıkışmış imdat çağıran.. “Şimdi ikimiz de çukurdayız..”

“Doğru” demiş, arkadaşı.. “İkimiz de çukurdayız. Ama ben bu çukura daha evvel de düşmüştüm ve nasıl çıkılacağını biliyorum..”

Adamın biri, ıssız bir yolda dalgın dalgın giderken bir çukura yuvarlanmış.. Uğraşmış, uğraşmış çıkamayınca “İmdat” diye bağırmaya başlamış..

Bir doktor geçiyormuş çukurun yanından.. Sesleri duyunca, cebinden defterini çıkarmış. Bir reçete yazıp atmış aşağıya ve yürümüş gitmiş..

Adam çığlıklarına devam ederken bir rahip gelmiş çukurun başına.. Aşağıdaki adamı görmüş.. O da bir kağıt çıkarmış cebinden.. Bir dua yazmış, çukura atmış, yürümüş gitmiş sonra..

Derken bir arkadaşı görünmüş çukurun başında..

“Hey Joe!..” diye bağırmış, çukurun içindeki.. “Benim ben.. Dışarı çıkmama yardım eder misin?..”

Arkadaşı hemen çukura atlamış..

“Sen deli misin” diye çıkışmış imdat çağıran.. “Şimdi ikimiz de çukurdayız..”

“Doğru” demiş, arkadaşı.. “İkimiz de çukurdayız. Ama ben bu çukura daha evvel de düşmüştüm ve nasıl çıkılacağını biliyorum..”

Deniz Fenerinin Aşkı

Kategori: Kategorilenmemiş — by shirine @ 8:40 pm

Bir Denizfeneri.. Okyanusla sonsuza dek komşu. Okyanusun mu ona daha çok ihtiyacı var yoksa, denizfeneri mi okyanus için vazgeçilmez bir sevgili?

Gündüzleri, denizfeneri isyanlarda… Çünkü yanıbaşındaki biricik sevgilisi gözlerinin önünde güneşle ihtirasla sevişmekte. Hep gece olsun ister, sevgilisi ona kalsın, yalnız onda bulsun gecedeki renginin güzelliğini… Denizfeneri, küçücüktür okyanusa göre ama güneşin aşkından daha büyüktür aşkı okyanusa…

Geceleri ise denizfeneri, mutluluklar peşindedir, gecenin esrarengiz sessizliğinde. Her ışık turunda çıldırır denizfeneri zevkten, adeta danseder okyanusun en uzak noktalarına uzanarak. Daha gerçektir denizfeneri, gece sadece o ve okyanus vardır sınırlı görüş gizliliğinde.

Gündüzleri denizfeneri bir hiçtir bütün aldatmalara şahit olarak. Güneş ise gece olunca bu hissi göremez.. Gece, denizfeneri ile okyanusun aşkının dansedişine güneş şahitlik yapmaz..

Gün bitiminde ve başlangıcında teslim ederler sevgili okyanuslarını birbirlerine güneş ve denizfeneri.

Güneşin okyanusla arasına giren bir engel vardır kimi zaman, bu işkencedir güneşi küçülten. Bulutlardır, bu hain, gündüz aşkında güneşe okyanusu göstermeyen. Güneş ise tüm gücüyle savaşır okyanusa ulaşmak için. O kadar yaklaşır ki, bulutlara bulutlar, yoğunlaşır, yoğunlaşır ve gökyüzü ağlamaya başlar okyanus hasretinden hesapsızca titrer.

Okyanus bütün damlaları özlemle kucaklar, her damla onu güneşine daha çok yaklaştırmaktadır. Gökyüzü ağlar, ağlar ta ki son damlası bitene kadar. Okyanus damlalarla büyür büyür büyüklüğüne daha hacim katarak aşkının sevgi damlalarıyla. Bilmezdi okyanus, her yağmurla sevgisini ona iletmek isteyen bir güneşinin olduğunu. Her yağmur yağdığında okyanus kızar güneşine gündüz onu terkettiğini düşünür, hırçınlaşır, dalgalanır öfkesinden bilemez güneşinin ona ulaşmak için savaştığını.

İntikamını denizfenerinden alır okyanus, onun neden gündüz sevgilisi olmadığını defalarca kamçılayarak sorar denizfenerine. Dalgalarını büyütür, cevap alamayınca denizfenerinden.. Denizfeneri onu teselli edemez, çünkü o sadece gece vardır gerçek gecededir onun için. Ağlayamaz denizfeneri, ağlamayı deliler gibi istesede, gözyaşları yoktur, ulaşmak istesede ulaşamaz gündüz sevgilisine. Çaresizdir denizfeneri, sadece bir dilek geçirir içinden rüzgarâ yalvarır “bulutları kaçır buradan” diye,güneşin çıkması sevgilisine sevgi dolu ışıklarını göndermesini diler.

Okyanusunun mutluluğunu ister hesapsızca… Çünkü tek mutluluğu budur denizfenerinin. Ağlayamaz, gündüz ona ulaşamaz, konuşamaz hislerini okyanusuna. Her okyanusun sahilinde bir denizfeneri vardır. Her gece denizfenerleri gemilere okyanusa olan aşkını haykırırlar, ümitsizce, yarınlarını hiç düşlemeden…Ve her gece hikayelerini anlatmak için gemileri beklerler sonsuz gecelerde…

Gercek bir Ask Öyküsü..

Kategori: ask üzerine.. — by shirine @ 8:37 pm

Aynı mahallede Oturan İki Genç birbirini Çok SeverLer ama bir türlü Bir birlerine açılamazLar
Çünkü erkek içine kapanık ve utangaç biridir…
uzaktan uzağa bir birbirlerinden habersiz bir birlerini çok sever…
birgün çocuk ailesiyle başka bir şehre taşınmak zorunda kalır babasının işlerinden dolayı… çocuk başka bir şehre taşınır ama ikiside uzaktan uzaga bir birlerini sevmeye devam eder…
Sonunda çocuk dayanamaz ve duygularını belli eden bir mektup yazar ve postaya verir… ardından çocukta çıkar kızın bulundu şehire gitmek için kız mektubu okuyunca konuşmak daha kolay olur diye…
Çocuk yolda Trafik kazası geçirir ve ölür…
kız çocuğun ölüm haberini alır ve perişan olur…ölüm haberini aldıktan bir gün sonra ise çocuğun mektubu postadan gelir…
Kız olanların şaşkınlığıyla mektubu okuyunca gözlerine inanamaz…çünkü yıllardır içten içe sevdiği kişi onu seviyormuş… ve bunları ondan duyamadan onun gözlerinin içine bakarak ”BENDE SENİ SEVİYORUM” diyemeden onu kaybediyor…
eLinde mektup gözleri ağlamaktan şişmiş bir vaziyette tanrıya yakarırken, ALLAHIM ONA İYİ BAK YA BENİDE AL YANINA YA GECEYİ YAK!!! gibilerinden birşeyLer yazıyor…
o sözlere diğer Sözler EkLeniyor ve bu şarkı ortaya çıkıyor…
evet bu şarkı yaşanmış bir aşkı anlatıyor… bir birini çok seven ama bir birlerini hiç yaşayamayan bir aşkı…
Sizden istediğim tek şey bu şarkıyı dinledikten sonra , birilerine söylemeyi düşündüğünüz ve sürekli ertelediğiniz şeyleri hemen o kişilere söylemeniz…ÇÜNKÜ UNUTMAYIN !!! YARIN BUNLARI SÖYLEYECEK VAKTİNİZ OLAMAYA BİLİR… GeceLer Sessiz Sensiz KaLdı Bu Gece YıLdızlar Küskün Ay Suskun Bu Gece Şarkılar Bir Garip AğLıyorLar Bu Gece Zamansız Gidişin haps oLdu Yüreğime aLLahım Ona İyi Bak Ya Benide aL Yanına Ya Geceyi Yak Dayanamam İnanamam Bu Acıya KatLanamam… (BU SÖZLER ŞİMDİ ŞARKI)

Sakın eLimi Bırakma..

Kategori: Kategorilenmemiş — by shirine @ 8:30 pm

Ilık rüzgarla gelen bir müzik sesiyle dalıverdim uzaklara; “Aşık olmak günahsa ben bir günahkarım, pişman değilim tanrım…” diyordu yumuşak bir ses… bir sızı saplandı ilk önce kalbime… sensizlik yüreğimi yakıyordu, sana hasrettim… sarı kurumuş yapraklar arasında yürürken rüzgarın yüzüme vurmasıyla kokunu duydum sanki… yalnızdım… mutsuzdum, sen yoktun… ebediyen gitmiştin… Şimdi yanımda olsaydın kollarınla beni sarar, yüzüme dağılan saçlarımı parmaklarınla düzeltirdin.. iki taraftan kulaklarımın arkasına sıkıştırır, “Böyle daha güzel aşkım”derdin… yüzüme düşen saçlarıma tuzlu gözyaşlarım karışıyor şimdi. “Sakın ha ağlama, seni birgün bile ağlarken görmek istemiyorum” derdin bana… şimdi bir yerlerden bakıyorsa gözlerin üzülüyorsundur… ama gözyaşlarıma söz geçiremiyorum sevgilim… Hani biz sonsuza kadar mutlu olacaktık? Hani birbirimizi terketmiyecektik? Neden beni tek başıma bırakıp gittin aşkım.? Kaza haberin geldiğinde inanamadım… evimizden nasıl çıktığımı bile hatırlamıyorum… hastanede seni öyle kanların içinde baygın bir şekilde görünce dünya başıma yıkıldı… elini tuttum ve sen gözlerini açtın “Sakın ha! Sakın elimi bırakma” dediğin zaman bile “Gözlerindeki ormanda yağmur yağmasın” dedin… yanaklarımdan süzülen sicim gibi yaşlar yüzüne döküldüğünün farkında bile değildim.. ameliyathanenin kapısına kadar elini hiç bırakmadım ve mecburen elini ayırdılar benden… saatlerce o odada kaldın… çıktığın zaman komadaydın… doktorlar ümitsizce gözlerime bakıyordu… seni odana götürdüler.. neydi, neden o makinaları vücuduna bağlamışlardı.? Sen yaşayacaktın.. beni bırakmayacaktın yemin etmiştin..yavaşça elimi elinin üzerine koydum.. hiç kıpırdamıyordun… günlerce başucunda bekledim… farkında bile değildin… hep uyuyordun… yanında seni beklerken; geçirdiğimiz günler bir film şeridi gibi gözlerimden geçti… beni kızdırmaların, sinirletmelerin ve ondan sonra gönlümü almak için bütün evi ben yokken çiçek bahçesine çevirmen… doğumgünlerimizde birbirimize aldığımız müzik kutuları… hani son doğumgününde sana mavi bir kazak almıştım da hemen giyip mankenlik yapmıştın ya ve ben seninle dalga geçmiştim sen de pastayı alıp yüzüme yapıştırmıştın ve sonra da bütün evi pastayla alt üst etmiştik… ne kadar deliymişiz, ne kadar aşıkmışız… mavi kazağını son gördüğümde kanlar içindeydi.. kaza günü onu giyiyormuşsun meğer… çok sinirlettin beni, nasıl çıkacak şimdi kazaktaki kan lekeleri? Olmadı şimdi, iyileşir iyileşmez kazağını sen yıkayacaksın.. onu sana ben aldım atmak olmaz ki… Hala uyanmadın… bir hafta geçti hiç bir kıpırtı yok…doktorların biri gidiyor biri geliyor.. söyledikleri hiçbirşeyi artık anlamıyorum.. bu arada o yağmurlu gün geldi aklıma.. bisikletlerle yarış yaptığımız o gün.. hani ani bir yağmur başlamıştı da eve zor yetişmiştik.. balkonda durup yağmuru izlerken bir gün bebeğimiz olursa ismini Yağmur koyalım demiştik… bizim yağmurumuz yaz yağmuru olsun demiştik… Ve bir gün daha geçti işte, yanında sen o yatakta hareketsiz yatarken bir gün daha geçti… elim elinde.. ve başım yatağın yanında, kendimden geçmişim.. ve aniden elin elimde kıpırdadı.. aniden kırmızı, şiş gözlerimi sana çevirdim… ve gözlerini açtın… o halinle bile gülümsüyordun bana… dudaklarına küçücük bir öpücük kondururken sessizce gözlerimden yine bilinçsizce tuzlu gözyaşlarım dudaklarına düştü… kızar gibi yine baktın bana… “Tamam” dedim “Ağlamıyacağım…” Gözlerime baktın buğulu… hiç beklemediğim bir anda dudakların kıpırdamaya başladı “Affet beni” dedin, “Birbirimizi terketmiyecektik, hala daha da seni terketmedim ama….” dedin ve gerisini duymak bile istemiyordum, parmaklarımla dudaklarını kapattım, “Konuşma, yorulma, sonra konuşuruz” dedim ama başınla “Şimdi” dercesine işaret ettin… “Şehre inmiştim, yıldönümümüz için beğendiğin tek taşlı pırlanta yüzüğü alacaktım, aldım da… yanında 25 tane gül vardı, arabanın torpido gözünde yüzüğün, koltukta da güllerin vardı” dedin… ve devam ettin “Hayatımda geçirdiğim en güzel yılları seninle paylaştım, gözlerim, kalbim hep yanında olacak, arabadan emanetlerini almayı unutma” dedin bana… gözlerimdeki yaşları artık durduramıyordum… “Bir dahaki sonbahara yürüdüğümüz yolda yanlız yürüyeceksin ve çok güçlü olacaksın, beni affet aşkım seni bensiz bırakıyorum, seni canımdan çok seviyorum, son bir öpücük ver bana” dedin ve bir elim elinde bir elimle alnını okşarken istediğini yaptım dudakların sıcaktı ve aniden makineden ince bir ses geldi, elin elimden kopuverdi…. Gözlerin yavaşca kapandı…. Doktorlar koşup geldiler… öylece orda kalıverdim hareketsiz kaldım, donmuştum, sen yoktun artık… doktorlar seni götürdüler… artık sen yoktun, yanlızdım.. Ve şimdi sensiz geçen ilk sonbahardayım… yürüdüğümüz yolda kurumuş yaprakların arasında tek başınayım. Arabadan bana getirdikleri emanetlerimin biri evde diğeri parmağımda… yüzüğünü yaşadığımı sürece parmağımdan, güllerini yatağımın yanından hiç ayırmayacağım… mavi kazağını yıkadım, temizledim… yastığının üzerinde duruyor.. Hazan mevisimi, hüzün mevsimi… aşk mevisimi.. ayrılık mevsimi… Kulağımda bana söylediğin şarkıyla yürüyorum tek başıma söz verdiğimiz gibi sarı yapraklı yolda….

“SANA RÜYA DIYEMEM, SENDEN UYANAMAM KI
NEREDE OLURSAN OL, SENINLEYIM BEN SANKI
BULUTLU GÜNEŞIMSIN, SEVGILIMSIN BENIMSIN
YAZ YAĞMURUM, KIŞ GÜLÜM, NEŞEMSIN KEDERIMSIN
SENINLE DOLU DÜNYAM, GÜNDÜZÜM GECEM SENSIN
ÖLSEMDE AYRILAMAM, BENLIĞIM RUHUM SENSIN…”

Biliyorum her an her saniye benimlesin, beni izliyorsun. Iyi ki şarkılar var ve şiirler. Sen sözünü tutmadın, beni bırakıp gittin. Belki birgün aşkım… Bu yağmurlar diner ve biz yine birlikte oluruz hiç ayrılmamacasına.

“HER YERDE HATIRAN VAR, HERŞEY SENINLE DOLU
HERŞEYDE SENIN IZIN, BU YOL AŞKININ YOLU
ALAMAZ BIN SEVGILI KALBIMDEKI YERINI
SANKI IÇIMDE AÇAR BU SARMAŞIK GÜLLERI…. “

Yaramaz Cocuk

Kategori: ayrıcaLıkLı Şarkı sözLeri.. — by shirine @ 8:22 pm

Yaramaz Çocuk gibi kapımı çalıp gittin/çektiğime cevap bu mu beni kendine oyuncak ettin/biLiyorum bu kapıdasn bir daha cıkarsan bir daha dönemezsin/öLüyorum aşkından desen bile vazgeçemezsin../bu da böyle olsun aşkım /canım yansın yine/gitmek istiyorsan Canın sağoLsun.. ‘Rober Hatemo’

WordPress.com'un desteğiyle.